4 Ekim 2009 Pazar

Türkçe'de aşk yapılmaz, bilâkis âşık olunur…

DÜCANE CÜNDİOĞLU

Türkçe'de 'yapmak' ve 'etmek' fiilleri -elbette istisnaları olmakla birlikte- farklı sözcüklerle kullanılır. Her iki fiilin anlamı da esasen birdir; ancak ne gariptir ki 'yapmak' fiilini daha çok Batılı sözcüklerle kullanırken, 'etmek' fiilini tam da aksine Doğulu sözcüklerle kullanıyoruz. Öyle ya, bizler sabr ederiz, sebat ederiz, endişe ederiz, dua ederiz, bazen bazı şeyleri kendimize dert ederiz ve fakat bazı şeyleri sorun mu ediyoruz, sorun mu yapıyoruz buna bir türlü karar veremeyiz; diğer yandan chat yaparız, sörf yaparız, banyo yaparız veya kadınlar makyaj yaparlar, bazıları numara yaparlar, hatta kimileri de artistlik yaparlar, vs…

Acaba 'yapmak' fiili Doğulu sözcüklerle kullanılamaz mı? Elbette kullanılır. Meselâ 'nisbet' yapılır, 'aşk' yapılır. Nitekim bu iki sözcük de Batı dillerinden alınmamıştır, ama yine de Türkçe'de 'yapmak' fiiliyle kullanılırlar.

Burada sözcüklerin gerçek anlamlarını kaybedip mecazî olarak kullanılmış olduklarına dikkat edilmeli. Meselâ Türkçe'de aşk yapılmaz, bilâkis âşık olunur. "Aşk yapmak" deyişindeki 'aşk'ın bizim dilimizde, bizim kültürümüzde, bizim dünyamızda tanınan/bilinen 'aşk' ile hiçbir alâkası yoktur. Türkçenin inceliklerinden habersiz ve duyarsız nâdan, "aşk yapmak" deyişini -çok kaba bir biçimde- "seks yapmak" mânâsında kullanıyorlar; yani bu taife belki Türkçe konuşuyorlar ama aslâ Türkçe düşünmüyorlar. Duyguları basit birer fiil haline dönüştürmekle gerçekte ruh dünyalarının ne büyük bir bedel ödediğinin farkında bile olmuyorlar. Anlamıyorlar, hissetmiyorlar, duymuyorlar, bu yüzden duyuramıyorlar da… Oysa 'aşk' kavramı Türkçe'de 'fiil' kategorisinde değil, 'infial' kategorisinde yer alan bir hâlin adıdır. Böyledir; zira bizim insanlarımız "âşık olurlar", âşık âşık dolaşırlar, aşk olmadan meşkin olmayacağına inanırlar, "aşk ile…" derler; "aşk olsun!" diye dua ederler; yani âlemde olan herşeyin aşka münkalib olmasını isterler. Çünkü bilirler ki Cenab-ı Aşk bütün âlemleri "aşk ile" yaratmıştır, "aşk için" yaratmıştır, "aşk olsun" diye yaratmıştır…

Türkçemizde 'yapmak' da, 'etmek' de en nihayet 'eylemek' anlamına gelir; yani birer fiildirler. Onları isimden ayıran cihet, zaman bildiriyor olmalarıdır.

Niçin?

Çünkü fiil ve eylem demek, 'hareket' demektir; hareketin olduğu yerde zaman da vardır. Hareket cisme ârız olduğu gibi, zaman da harekete ârız olur. Eylemin hareket ve zaman bildirmesi, eylemin doğasındandır. İsim ise bizâtihi sureti itibariyle ne hareket bildirir, ne de zaman… 'Hareket' sözcüğünün kendisi bir isimdir. Bu nedenle 'hareket' sözcüğünün harekete delâleti sureti itibariyle değil, mânâsı itibariyledir. Kezâ 'zaman' sözcüğü dahi bir isimdir ve bu sözcüğün de 'zaman'a delâleti sadece mânası itibariyledir; sureti itibariyle değil.

Eylemler hareket ve zaman bildirdikleri için, bir mekânda da olmak zorundadırlar. Mekâna delâlet etmeyen eylem olmaz. (Lütfen 'kategoriler' bahsini hatırlayınız, hani şu meşhur "a'raz-ı nisbiyye" bahsini…)

Klasik Fizik'te hareketin gerçekleşebilmesi için altı unsurun varolması gerektiği kabul edilirdi: 1. Hareketin başladığı nokta, 2) Hareketin bittiği nokta; 3. Hareket edecek cismin mevcudiyeti, 4. Hareketin gerçekleşebileceği dört kategori ki buradan hareket-i kemmiye, hareket-i keyfiyye, hareket-i eyniyye, hareket-i vaziyye olmak üzere dört hareket türü çıkarılırdı; 5. Zaman, 6. En nihayet, hareketi mümkün kılacak bir de illet/sebep.

Hareket varsa, bu unsurlar da vardır. O halde eylem varsa hareket, hareket varsa zaman ve mekân da vardır, olmak zorundadır.

Peki ya aşk?

Aşk bir isimdir; zaman bildirmez; zira isimler zamandan da, mekândan da münezzehtir. Aşkın zorunlu olarak gerekli kıldığı lâzimeler ikidir: âşık ve maşûk… Çünkü âşık ve mâşuk olmasaydı, aşk da olmazdı. Eğer âşığın varlığını düşünebiliyorsak, maşuğun varlığını da düşünmek zorundayız demektir. Her ikisinin arasındaki nisbetin adıdır aşk! İşte bu nedenle bizim insanlarımız aşkın yapılabileceğine değil, âşık olunabileceğine inanırlardı, aşka nisbetle varolunabileceğini kabul ederlerdi.

Modernler 'aşk' sözcüğünü kullanıyorlar ama bizlerin anladıklarından başka bir mânâyı kastediyorlar. Bizler oluyoruz, onlar yapıyorlar. Onlar aşkın failleri, aşka sahip olduklarını zanneden uyanıklar… Oysa bizim dünyamızda bize sahip olan aşkın kendisidir; bizler aslâ aşkın faili değiliz, olamayız, olduğumuzu sanıyorsak, demek ki o zaman âşık değiliz. O gerçekte bir araz, bir hâl, bir sıfat… Gerçek anlamıyla aşk sözkonusu oldukda, kişi fail değil münfaildir; sebeb değil müsebbebdir; illet değil, maluldür.

Aşkın geçmişi ve geleceği olmaz; o zaman'da değil, an'dadır; mekan'da değil nokta'dadır; varolanda değil, Varlık'tadır.

Ne garip değil mi, insanlar âşık olmayı hayal edebiliyorlar ama aşk yapmayı hayal edemiyorlar, sadece planlayabiliyorlar.

Ey talib, unutma ki hayal edilir ve fakat plan yapılır. O halde sen de hiç tereddüd etmeyip hayal edenlerden olmaya çalış, plan yapanlardan değil! Çünkü bu dünyada "ilahî aşk" vâdisine planlamacıların (!) girmesi yasaktır!

Hiç yorum yok:

Etiketler

hmalkan (16) yeni şafak (11) dücane cündioğlu (9) ali bulaç (5) ahmet turan alkan (4) kürt sorunu (4) okuduklarımdan (4) taraf gazetesi (4) zaman gazetesi (4) demokratik açılım (3) feridenin günlüğü (3) kürt açılımı (3) leyla ipekçi (3) nihal karaca (3) türban (3) Türkiye (2) ahmet altan (2) ahmet turan (2) başörtü sorunu (2) esra elönü (2) iskender pala (2) nazan bekiroğlu (2) nihal bengisu (2) sinan paşa (2) tesettür (2) turan alkan (2) türk kimliği (2) ulusal kimlik (2) 1 ocak duası (1) 2009 (1) 28 şubat (1) AB (1) ABD (1) Afganistan (1) Allah'a ısmarladık (1) BOP (1) Bir Model Olarak Hz. Peygamber Dönemi ve Piyasa (1) Cennet hurileriyle takas edilen hüznün hikâyesi (1) Ebuzer (1) Eğreti Gelin (1) Fuzulî (1) Gazze’de Mazlumu Savunurken Diyarbakır’da Zalim Kesilenler (1) Hakikat niçin hep ıslak (1) Japonya (1) Japonya olsun mu? (1) Kafka (1) Katip Çelebi (1) Kemal Sunal (1) Mevlânâ (1) NATO (1) Pakistan (1) Picasso (1) Samtî Dede (1) Stalker (1) Stephen Hawking (1) Sultan Veled (1) Tarkovski (1) Türk ayrılıkçıları (1) Türkçeleştirme (1) acı tenkit (1) adanalı ziya (1) adilmedya.com (1) ahmet paşa (1) ahmet taşgetiren (1) ajda pekkan (1) aksiyon dergisi (1) akıl (1) ali aslan (1) ali koca (1) ali murat güven (1) anatomik tagayyür (1) anayasa mahkemesi (1) anka (1) ankebut 5 (1) anlayış dergisi (1) antropomorfik (1) ateş olmayan yerden yazı çıkmaz (1) atilla fikri ergun (1) avrasya (1) aym (1) aziz mahmud hüdayi (1) aşk (1) aşk hutbesi (1) aşk yapmak (1) aşk üzerine (1) aşk-ı cihan (1) aşkın merhaleleri (1) aşıklık (1) aşıklık odur ki (1) barok dindarlık (1) başka gezegen yok arkadaşlar (1) bedir (1) bengisu karaca (1) beşir ayvazoğlu (1) bilimsel yazar (1) bireysel özgürlük (1) bu hutbe aşkıma gitsin (1) bülent ersoy (1) büyük selanik (1) can güngen (1) cemil meriç (1) cenneti arayan sanat (1) chp (1) cüppeli şövalye (1) darendeli (1) demir leblebidir (1) demokratik hak (1) derviş ruhu (1) dijital cami (1) dilek hanif (1) din de bizim (1) din istismarı (1) dinci (1) dinci basın (1) dindarlar (1) dindarlığın trajedisi (1) dinsiz basın (1) edebiyatta dînî terminoloji (1) elif şafak (1) empati (1) entel sinemacı (1) eril'den eril'e aşkın sırrı (1) ertelenmiş cinsellik (1) estetik (1) estetik toplum (1) evrim (1) ferisiler (1) filistin sorunu (1) formula (1) füsus (1) gazozuna yasin (1) gözlerinde görüyorsan gözlerini (1) haber7 (1) hakan albayrak (1) hakikat (1) happy birthday (1) hastalık ve yaşlılık korkusu (1) hayat (1) hayatın anlamı (1) hayrunnisa gül (1) hazreti aişe (1) hegemonya (1) hendek (1) henry david thoreau (1) her düşünceye saygı (1) hercai yazar (1) herkes kendi cennetine (1) herşey O'dur (1) herşey O'ndandır (1) hiciv (1) hilal kaplan (1) homo islamicus (1) hudeybiye (1) hurma kapsülü (1) hüseyin nasr (1) hüzün (1) hüzünlü veda (1) ihsan eliaçık (1) ihvan (1) ihvan-ı müslimin (1) inamıyorum (1) islam (1) islamcılık (1) islami entelijansiya (1) istenç (1) istihare yatalağı (1) işarat-ı evsaf-ı aşk (1) kadının erkeğe vurgunluğu (1) kahretsin (1) kalp (1) kalp zekası (1) kapitalist tüketim alışkanlıkları (1) karınca kararınca (1) kaybolan paradigmalar (1) kendine iyi bak (1) kerem dağlı (1) kesret (1) kişisel tercih (1) klasik islamcı (1) kuran kursu (1) kutlu doğum (1) kutsallık (1) küçük ölümler (1) kıbrıs (1) laiklik (1) laiklik yorumu (1) mahalle baskısı (1) mahallenin ferisileri (1) marlboro (1) mazhar bağlı (1) medeniyet (1) medeniyet ve ütopya (1) milliyetçilik (1) mizah (1) mizaha meyyalim (1) modern düşünce (1) modernizm (1) muhafazakar (1) muhafazakar kesim (1) muhafazakarlık (1) muktezayı hüsn (1) mustafa kemal (1) mustafa tekin (1) mustafa özel (1) muzip (1) müslüman gençlik (1) müslüman kardeşler (1) müslüman siyaseti (1) müslüman sol (1) müslümanca ekonomi (1) nasır (1) neden hep yaşlı? (1) neden okuyorum (1) nesir dili (1) nihal bengisu karaca (1) niyazi mısrî (1) nuh'un gemisi (1) nurettin huyut (1) obama (1) okuduklarım (1) okuma tutkusu (1) okumak (1) orhan pamuk (1) philip morris (1) putlaştırma (1) q klavye (1) risalehaber (1) romantizm (1) romantizmi kaybettik (1) sabah paşa (1) sadık yalsızuçanlar (1) said nursi (1) sara büyükduru (1) sen önce kendine bak tayfası (1) senai demirci (1) senkretizm (1) seyyid kutup (1) sivil itaatsizlik (1) stanley kubrick (1) suskun buldum (1) sözde vatandaş (1) tarzı (1) tasavvuf (1) taşgetiren (1) taşra hocaları (1) tenzih (1) terörist (1) teşbih (1) tiki (1) tiki ümmet (1) turuncu dergisi (1) türkiyelilik (1) türkçülük (1) uhud (1) utopia (1) vahdet (1) vallahi dertten (1) varoluş (1) veda ve yolcular (1) vitali hakko (1) yenilgi (1) yenilgiye ağıt (1) yeşilçam (1) yılbaşı (1) zaman (1) zorla laik (1) âşık olmak (1) çarşaf açılımı (1) çağdaş dindarlık (1) çocukluğun mahalleleri (1) ölüm korkusu (1) ölümsüzlük (1) ömer faruk darendeli (1) öss (1) öss vasıtaları (1) öteki mahalle (1) özkan erdem (1) ümmet (1) ütopya (1) Şems-i Tebrizî (1) şeriata uygun günah (1) şeyh-i ekber (1) şiir dili (1) şinasi (1) şişmanlık (1)