11 Kasım 2008 Salı

Alttan gelmesin de...

MURAT BELGE

Mahut “başörtüsü” konusu tartışılırken (tartışılmadığı zaman yok ya), kim olduğunu unuttum ama bir Amerikalıydı diye hatırlıyorum, “Yazık oldu, bir fırsat kaçtı” mealinde bir söz söylemişti; “Bu işi laik bir hükümet çözecekti”.

Bugünlerde bu “hikmet” aklıma geldi ve “böyle bir muhakemenin mantığı ne olabilir?” diye düşündüm.

Bize aykırı gelecek bir şey değil ve zaten sık sık söylenir. Örneğin, idam cezasını kaldıran koalisyon hükümetinin bir ortağı MHP’dir; Erbakan’a İsrail’le anlaşma imzalama görevi düşmüştür. Savcı benim yazımda “komünizm propagandası” diye yorumlanabilecek bir şey arardı, bunun “suç” olduğu yıllarda; ama “şeriatçılık” hakkında övücü bir söz söylememe aldırmazdı. Aynı şekilde, bir Müslüman isterse komünizmi övsün, bunun üstünde durulmaz, “şeriat”tan mandepsiye bastırılır mı, ona bakılırdı (şimdi herkese her türlü yafta yapıştırmaya hazır “âhır zaman” ulusalcılarından daha medenî bir davranış gene de). Adam Faşist’se, zaten hiçbir söylediği suç sayılmazdı –hafifçe dozu kaymış “milliyetçilik”, zararı olmaz.

Nedendir bu? Ya da, neyin “symptom”ları bunlar? Nasıl bir zihniyet ve nasıl bir yapılanma?

Dün de sözünü ettiğim “devlet” yapısı var: toplumun “dışında” ve “üstünde”; kendi istediği şekilde toplumu dönüştüremeyince, toplumun kendi olağan kanalları içinde dönüşme çabalarını önleme göreviyle başbaşa kalmış, habire bunu yapıyor. Bu toplumun ortak ideolojisi İslâm, öyleyse bunun “İslâmcı”sı da çıkacak. Tamam, görevimiz çıkmasını önlemek, önleyemezsek konuşmasını önlemek vb.

Bu toplumda “sosyal-adalet” yok, bunu kendi de görüyor. Böyle bir toplumda güçlü bir sol hareket (komünist, sosyalist, popülist veya hepsinin karışımı) doğabilir. O halde görevimiz öncelikle bu sosyal adalet dengesizliğini düzeltmek değil, öncelikli görevimiz bundan söz edeni susturmak.

Liste böyle uzar gider; kısacası, varolan her sorun karşısında “tıkaç” rolü oynamak.

İnsan yapısı her şey yorulur, eskir. Bu “kale devlet” bile zamanın saldırılarına açıktır. Deprem olur, yıpranır, yangın olur, yıpranır; hiçbir şey olmaz, gene yıpranır, çünkü zaman, hayat yıpratır. Değişimi, ne kadar uğraşsanız, büsbütün durduramazsınız. Dolayısıyla, Türkiye’de bile, pek çok şey aslında değişiyor, dönüşüyor.

Onun için, gücü yettiğince her şeye “hayır” diyen bu güç dahi, her türlü değişimi durdurmaya, her açılan yarığa tıkaç olmaya muktedir değil. Gerisinde şu ya da bu güçlü toplumsal dinamikler bulunan birikimler karşısında o da esnemek veya bazı kapakları açmak zorunda kalıyor.

İşte, yazının başında formüllediğim durum, bunun bir sonucu. Yenilginin bir “yenilgi” olduğunu saklamanın bir yöntemi.

Kim olduğunu hatırlayamadığım o Amerikalı “başörtüsü” için “Bu işi laik bir hükümet çözmeliydi” demiş. İmdi, böyle bir dava, elbette ki, İslâmcılar’ın davası. Ama, ciddi vicdanî boyutları olduğu için, bu konuda bir “serbestleme” olmasını talep eden, ille “İslâmcı” olması gerekmeyen bir kamuoyu baskısı var. Eskaza, Müslümanlar allem edip kalem edip bu “başörtüsü” yasağını kaldırmayı başarırlarsa, halimiz nice olur? Halimiz çok kötü olur, çünkü o zaman bir toplumsal aktör, bir toplumsal hareket, başarı kazanmış olur. İşte hayatta bundan daha fazla “önlenmesi zorunlu” bir şey yok. Düşünün böyle bir sonucun bu toplumda yaratacağı şımarıklığı. Zaptedemezsin artık. Herkes düşer yollara, herkes bir şey ister.

Onun için, son çare olarak, iş neyse, bunu o işin düşmanına yaptıracaksın. İdam kalkarken tasarının altında imzası olan MHP’yi şimdi de Kürtçe öğrenim özgürlüğünü onaylamaya çağırabiliriz. CHP’ye “başörtüsü serbesttir” kararnamesi çıkarttırabiliriz. Hattâ bundan iyisi bu kararı Anayasa Mahkemesi’ne verdirmek. Nasıl olsa kimse ona “irticaî faaliyet odağı” diyemez. Ayrıca, bize bu iyiliği sert ama babacan devletimizin yaptığını anlar, ona daha da minnetle bağlanırız. Aslında bu talepler aşağıdan, toplumdan gelmese, devlet hepsini bir şekilde yapar ya, tarih dediğin hep arızaya uğruyor, çünkü her şey senin elinde, senin denetiminde değil.

Örneğin Savaş-sonu, Birleşmiş Milletler falan derken bir “çok-partililik” geldi, her şeyi bozdu. Onun için şimdi doğrudan ve açıkça işleri Anayasa Mahkemesi’ne bırakamıyorsun; AB denen yerden gelen baskılar sonucu MGK Sekretaryası’nı bile resmen lâğvetmek zorunda kalıyorsun, bir yığın zahmet çıkıyor.

Bu koşullarda ehven-i şer alternatif, memleketi “millî koalisyonlar” yoluyla idare etmek olabilirdi. Türk siyaset kültürüne böylesi bayağı yakışırdı aslında. Ezelî ideallerimize uygun. Örneğin, “birlik ve beraberlik” deriz hani ve her zaman ona başka her zaman olduğundan daha fazla muhtacızdır (biraz mantığa aykırı ama zararı yok; kaç yüzyıldır mantıkla ilişiğimiz olmadan yaşamayı başardık). İşte “millî koalisyon”, “millî” olmasının yanı sıra, “birlik ve beraberlik” de sağlıyor. Görünürde birçok parti var ama, görünüşe aldanmayın. Onların hepsi aslında aynı partidir. Hedef “millî” olunca hepsi aynı şeyi düşünür, aynı şeyi söyler. “Hedef” ise zaten her zaman “millî”dir.

Ama, bakın, yıllardır bunu bile yapamıyoruz. “Reel” koşullar partilerin bu şekilde disipline sokulmasına imkân vermiyor. “Birlik, beraberlik” derken habire aykırı bir fikir çıkıyor, bu fikirlerin arkasından giden hareketler, partiler oluyor. Kapatıyorsun, yeniden açılıyor; yeniden kapatıyorsun, bir daha açılıyor. Hâsılı, eziyet, bu memleketi yönetmek!

Ne oldu da böyle oldu? Niçin bu kadar hesaba kitaba gelmez bir millet bu? Niçin oyunu Turgut Sunalp’e değil de Turgut Özal’a verir; topu topu iki Turgut, bunların içinden bile doğrusunu seçmeyi başaramaz?

Biraz da buna cevap arayalım.
26.10.2008

Hiç yorum yok:

Etiketler

hmalkan (16) yeni şafak (11) dücane cündioğlu (9) ali bulaç (5) ahmet turan alkan (4) kürt sorunu (4) okuduklarımdan (4) taraf gazetesi (4) zaman gazetesi (4) demokratik açılım (3) feridenin günlüğü (3) kürt açılımı (3) leyla ipekçi (3) nihal karaca (3) türban (3) Türkiye (2) ahmet altan (2) ahmet turan (2) başörtü sorunu (2) esra elönü (2) iskender pala (2) nazan bekiroğlu (2) nihal bengisu (2) sinan paşa (2) tesettür (2) turan alkan (2) türk kimliği (2) ulusal kimlik (2) 1 ocak duası (1) 2009 (1) 28 şubat (1) AB (1) ABD (1) Afganistan (1) Allah'a ısmarladık (1) BOP (1) Bir Model Olarak Hz. Peygamber Dönemi ve Piyasa (1) Cennet hurileriyle takas edilen hüznün hikâyesi (1) Ebuzer (1) Eğreti Gelin (1) Fuzulî (1) Gazze’de Mazlumu Savunurken Diyarbakır’da Zalim Kesilenler (1) Hakikat niçin hep ıslak (1) Japonya (1) Japonya olsun mu? (1) Kafka (1) Katip Çelebi (1) Kemal Sunal (1) Mevlânâ (1) NATO (1) Pakistan (1) Picasso (1) Samtî Dede (1) Stalker (1) Stephen Hawking (1) Sultan Veled (1) Tarkovski (1) Türk ayrılıkçıları (1) Türkçeleştirme (1) acı tenkit (1) adanalı ziya (1) adilmedya.com (1) ahmet paşa (1) ahmet taşgetiren (1) ajda pekkan (1) aksiyon dergisi (1) akıl (1) ali aslan (1) ali koca (1) ali murat güven (1) anatomik tagayyür (1) anayasa mahkemesi (1) anka (1) ankebut 5 (1) anlayış dergisi (1) antropomorfik (1) ateş olmayan yerden yazı çıkmaz (1) atilla fikri ergun (1) avrasya (1) aym (1) aziz mahmud hüdayi (1) aşk (1) aşk hutbesi (1) aşk yapmak (1) aşk üzerine (1) aşk-ı cihan (1) aşkın merhaleleri (1) aşıklık (1) aşıklık odur ki (1) barok dindarlık (1) başka gezegen yok arkadaşlar (1) bedir (1) bengisu karaca (1) beşir ayvazoğlu (1) bilimsel yazar (1) bireysel özgürlük (1) bu hutbe aşkıma gitsin (1) bülent ersoy (1) büyük selanik (1) can güngen (1) cemil meriç (1) cenneti arayan sanat (1) chp (1) cüppeli şövalye (1) darendeli (1) demir leblebidir (1) demokratik hak (1) derviş ruhu (1) dijital cami (1) dilek hanif (1) din de bizim (1) din istismarı (1) dinci (1) dinci basın (1) dindarlar (1) dindarlığın trajedisi (1) dinsiz basın (1) edebiyatta dînî terminoloji (1) elif şafak (1) empati (1) entel sinemacı (1) eril'den eril'e aşkın sırrı (1) ertelenmiş cinsellik (1) estetik (1) estetik toplum (1) evrim (1) ferisiler (1) filistin sorunu (1) formula (1) füsus (1) gazozuna yasin (1) gözlerinde görüyorsan gözlerini (1) haber7 (1) hakan albayrak (1) hakikat (1) happy birthday (1) hastalık ve yaşlılık korkusu (1) hayat (1) hayatın anlamı (1) hayrunnisa gül (1) hazreti aişe (1) hegemonya (1) hendek (1) henry david thoreau (1) her düşünceye saygı (1) hercai yazar (1) herkes kendi cennetine (1) herşey O'dur (1) herşey O'ndandır (1) hiciv (1) hilal kaplan (1) homo islamicus (1) hudeybiye (1) hurma kapsülü (1) hüseyin nasr (1) hüzün (1) hüzünlü veda (1) ihsan eliaçık (1) ihvan (1) ihvan-ı müslimin (1) inamıyorum (1) islam (1) islamcılık (1) islami entelijansiya (1) istenç (1) istihare yatalağı (1) işarat-ı evsaf-ı aşk (1) kadının erkeğe vurgunluğu (1) kahretsin (1) kalp (1) kalp zekası (1) kapitalist tüketim alışkanlıkları (1) karınca kararınca (1) kaybolan paradigmalar (1) kendine iyi bak (1) kerem dağlı (1) kesret (1) kişisel tercih (1) klasik islamcı (1) kuran kursu (1) kutlu doğum (1) kutsallık (1) küçük ölümler (1) kıbrıs (1) laiklik (1) laiklik yorumu (1) mahalle baskısı (1) mahallenin ferisileri (1) marlboro (1) mazhar bağlı (1) medeniyet (1) medeniyet ve ütopya (1) milliyetçilik (1) mizah (1) mizaha meyyalim (1) modern düşünce (1) modernizm (1) muhafazakar (1) muhafazakar kesim (1) muhafazakarlık (1) muktezayı hüsn (1) mustafa kemal (1) mustafa tekin (1) mustafa özel (1) muzip (1) müslüman gençlik (1) müslüman kardeşler (1) müslüman siyaseti (1) müslüman sol (1) müslümanca ekonomi (1) nasır (1) neden hep yaşlı? (1) neden okuyorum (1) nesir dili (1) nihal bengisu karaca (1) niyazi mısrî (1) nuh'un gemisi (1) nurettin huyut (1) obama (1) okuduklarım (1) okuma tutkusu (1) okumak (1) orhan pamuk (1) philip morris (1) putlaştırma (1) q klavye (1) risalehaber (1) romantizm (1) romantizmi kaybettik (1) sabah paşa (1) sadık yalsızuçanlar (1) said nursi (1) sara büyükduru (1) sen önce kendine bak tayfası (1) senai demirci (1) senkretizm (1) seyyid kutup (1) sivil itaatsizlik (1) stanley kubrick (1) suskun buldum (1) sözde vatandaş (1) tarzı (1) tasavvuf (1) taşgetiren (1) taşra hocaları (1) tenzih (1) terörist (1) teşbih (1) tiki (1) tiki ümmet (1) turuncu dergisi (1) türkiyelilik (1) türkçülük (1) uhud (1) utopia (1) vahdet (1) vallahi dertten (1) varoluş (1) veda ve yolcular (1) vitali hakko (1) yenilgi (1) yenilgiye ağıt (1) yeşilçam (1) yılbaşı (1) zaman (1) zorla laik (1) âşık olmak (1) çarşaf açılımı (1) çağdaş dindarlık (1) çocukluğun mahalleleri (1) ölüm korkusu (1) ölümsüzlük (1) ömer faruk darendeli (1) öss (1) öss vasıtaları (1) öteki mahalle (1) özkan erdem (1) ümmet (1) ütopya (1) Şems-i Tebrizî (1) şeriata uygun günah (1) şeyh-i ekber (1) şiir dili (1) şinasi (1) şişmanlık (1)