22 Ekim 2008 Çarşamba

Kaybolan paradigmalar: Medeniyet ve ütopya

MAZHAR BAĞLI

Toplumları kalıcı kılan ve geleceğe taşıyan en önemli parametrelerden birisi güçlü bir medeniyet sahibi olmaktır. Medeniyet, bir ütopyadır oysa, ama yine de toplumları güçlü kılan önemli referanslardan birisidir. Medeniyet sahibi toplumlar, birçok alanda kendine özgü yaklaşımlar, yönetim teknikleri ve insan ilişkileri geliştirebilirler. Dünyada birkaç medeniyet havzasından söz etmek mümkündür. Her ne kadar bu konuda çeşitli teoriler dile getirilirse de en bilinen teori, felsefenin, dinlerin, bilimlerin ve yönetim organizasyon tekniklerinin yeşerdiği her toplumun bir medeniyet sahibi olduğudur. 

Türkiye, dünyada medeniyetleri doğuran tüm faktörleri içeren bir coğrafyada bulunan nadir ülkelerden birisidir. Dinlerin, bilimlerin, felsefenin ve yönetim tekniklerinin ilk örneklerinin görüldüğü bir tarihsel mirasın üzerinde bulunmasına rağmen bugün gelinen nokta ne yazık ki iç açıcı değildir. Özellikle uzun bir zamandan beri tartışılan Kürt sorunu ve din/laiklik tartışmasının bir türlü çözüme kavuşturulamamasında, bu tarihsel duruma uygun olmayan bir yöne doğru evrilmiş olmasının etkisi büyük olmuştur. 

‘Davayı’ kaybeden ve bir ütopya sahibi olmayan insanların oluşturduğu bir ‘yığın’ var karşımızda. Hem Kürtlerin hem de Türklerin coğrafyayla/mekanla kurdukları romantik ilişki hem de kaybedilen dava (yok olan ütopya), her iki tarafın da patolojik bir dünya kurgusu içine girmelerine neden olmuştur. Bu bir medeniyet sorunudur, bir ütopya sahibi olmama sorunudur aslında. Bir ütopyası olmayanların özgün bir mimari tarzları, ruhları derinden kamçılayan müziksel tınıları ve bir matematikleri yoktur. Matematiği olmayan bir medeniyet düşünülebilir mi? 

Romantizmi kaybettik 

Matematiğin ve müziğin piri sayılan Pythagoras bir ütopyanın peşinde koşan bir düşünürdü. Rüyaların, masalların ferah kapısından bir ütopyaya dalmıştı. Yıllarca kafa yorduğu ‘gerçeği bulma’ uğraşında kendisine rüyada söylenen yere gittiğinde evrenin ahenkli bir dil ile var olduğunu görüp düşüncesinin merkezine bu kurguyu oturtmuştu. Her şey bir düzen/ahenk ve uyum içinde var olmaktadır. Bu düzeni somutlaştıran en önemli pratik ise musikidir. Musikiyi icra etme ile evrenle bütünleşme arasında zorunlu ve ontolojik bir nedensellik ilişkisi kurmuştu. 

Her toplum kendine özgü bir ütopya sahibi olmak durumundadır ve bunun asıl işlevi ise, medeniyeti kurmaktır. Oysa bizim artık ne bir ütopyamız ne de peşinde koşacağımız bilinmeyen bir hakikatimiz vardır. Bir yandan medeniyetimizi oluşturan değerleri dışlayan bir ideoloji diğer tarafta da her şeyin ayan beyan ve açık olduğunu söyleyen bir eğitim sistemi mevcuttur. Bu ikili sıkıştırma dolayısıyla insanlar, ne hakikatin başka türlü mümkün olabileceği konusuna eğilmekte ne de farklı bir kurguyla geçmişe bakma ihtiyacını hissetmektedirler. 

Ünlü şair Sezai Karakoç, hayatını kaybedilen medeniyetin yeniden diriltilmesine adayan nadir kişilerden birisidir. O bir medeniyet aşığıdır. Sahip olunan o kadim medeniyeti yeniden diriltme sevdası onun şiirlerinin ana gövdesini oluşturur. Ama bugün Sezai Karakoç’un doğduğu topraklarda bile adı ve düşünceleri sadece ‘romantik’ anılarda geçmektedir. Oysa romantizm ve ütopya belki de insan hayatını anlamlı kılan ve dinamik tutan en önemli parametrelerdir. 

Estetik toplum 

Nesneye ve olguya ilişkin doğru bir bilginin hem ‘özsel’ hem de ‘formel’ çerçeveye dair bir bilgilenmeyi içermesi en çok beklenen durumdur. Ancak bunun hiçbir zaman sağlanamayacağını da hep biliriz. İşte ütopya sahibi olmak bize bu uzlaşmaz ayrımı anlamlı kılabilen en ilginç alanlardan birisidir. Bugün insanlar ütopyalarını ve romantik mekán kurgularını kaybetmenin sancısını çekmektedirler. Bu acıyı dindirecek olan ise estetik ile aramızda yeniden bir akrabalık tesis edebilmek ve kaybettiğimiz davayı yeniden aramaktan geçer. Kaybedilen ise medeniyettir. Bu medeniyet hem geçmişe hem geleceğe kapı aralayacak olan tek sığınaktır ve onu da kaybetmişiz. 

Sevindirici olan ise kaybettiğimiz şeyin farkına az da olsa varmaya başlamış olmamızdır. Bugün bir çok alanda bu medeniyetin yeniden yorumlanması ve bu sayede de yeniden diriltilmesine girişilen pek çok kurum ve kuruluşun yeni yeni hayat bulmaya başladığını görmek sevindiricidir ancak bu silkinmenin top yekun bir toplum projesine dönüşebilmesini sağlayacak üç temel aktör vardır. Bunlar; sanat (medyayı da içine alan iletişim araçları), sivil toplum kuruluşları ve siyasettir. 

Bu aktörlerden belki de en az sorunlu olanı sivil toplum kuruluşlarıdır. Her ne kadar toplumun genelde bu alana açık olmadığı söylense de demokratikleşme ve özgürleşme çabaları sayesinde bireylerin kimi alanlarda ‘devlet dışı’ bir yapılanmaya daha sıcak baktıkları da söylenebilir. Çünkü devlet erki üzerinden yürüyen her bir girişim önceden sevimsiz olmak gibi bir durumla karşı karşıyadır hep. 

Cenneti arayan sanat 

En çok ihtiyaç duyulan ve en çok ifsat edilmiş olan sanat alanında ise, özellikle şiirde, genç bir kuşağın derinden devam eden bir çaba içinde olduğunu görmek mümkün, ancak bunun yeterli olduğunu söylemek çok zor. Sanatsal etkinlikler, ilk atamızdan tevarüs ettiğimiz özlemin (cenneti aramanın) peşinde sürdüğümüz çabanın iz düşümleridir. Fakat medya ile olan öldürücü ilişkisi onu bizden ve bu özlemden uzaklaştırmıştır. Medya, her şeyden önce farklı bir medeniyetin ideolojisi için üretilen ve dolayısıyla da farklı bir etik kaygı içeren bir tekniğe dayanmaktadır. Bu da medya ile toplum arasında kalıcı bir yabancılaşmanın kök salmasına neden olmuştur. 

Siyaset de, kendi ideolojisini üretemeden toplumun ideolojisini (felsefesini) dışlama üzerinde varlık bulan bir kurguyla kendisini somutlaştırmaktadır. Batı toplumlarından referans alınan bu alanın en önemli açmazı konuyla ilgili kavram ve uygulamaların birer ‘teknik’ olarak değil de birer ‘değer’ alanı olarak görülmesidir. Bu anlamda demokrasi, laiklik, parlamenter demokrasi gibi konular aslında birer teknik olarak yönetim organizasyon örgütlenmesinin vazgeçilmezleridirler. Bunların söz konusu alanla ilgili birer değerler manzumesi olarak görülmesi, sorunları daha da derinleştirmektedir. 

Vurgulamak gerekirse, ülkede yaşanan sorunları sadece ekonomik, etnik ve sosyolojik alanla sınırlandıranlar şu gerçeğin farkında değildirler; bu topraklarda insanları bir arada tutan asıl şey medeniyet aşkı olmuştur hep. Sanat olmuştur, hoşgörü olmuştur, dayanışma olmuştur, aynı değerlere sahip insanların kaygısını yüreğinde taşımak olmuştur. Şairin de dediği gibi; ‘Afrika’da ölse bir zenci/canı bende çıkar/seni bildim bileli’... 

24.03.2008

Hiç yorum yok:

Etiketler

hmalkan (16) yeni şafak (11) dücane cündioğlu (9) ali bulaç (5) ahmet turan alkan (4) kürt sorunu (4) okuduklarımdan (4) taraf gazetesi (4) zaman gazetesi (4) demokratik açılım (3) feridenin günlüğü (3) kürt açılımı (3) leyla ipekçi (3) nihal karaca (3) türban (3) Türkiye (2) ahmet altan (2) ahmet turan (2) başörtü sorunu (2) esra elönü (2) iskender pala (2) nazan bekiroğlu (2) nihal bengisu (2) sinan paşa (2) tesettür (2) turan alkan (2) türk kimliği (2) ulusal kimlik (2) 1 ocak duası (1) 2009 (1) 28 şubat (1) AB (1) ABD (1) Afganistan (1) Allah'a ısmarladık (1) BOP (1) Bir Model Olarak Hz. Peygamber Dönemi ve Piyasa (1) Cennet hurileriyle takas edilen hüznün hikâyesi (1) Ebuzer (1) Eğreti Gelin (1) Fuzulî (1) Gazze’de Mazlumu Savunurken Diyarbakır’da Zalim Kesilenler (1) Hakikat niçin hep ıslak (1) Japonya (1) Japonya olsun mu? (1) Kafka (1) Katip Çelebi (1) Kemal Sunal (1) Mevlânâ (1) NATO (1) Pakistan (1) Picasso (1) Samtî Dede (1) Stalker (1) Stephen Hawking (1) Sultan Veled (1) Tarkovski (1) Türk ayrılıkçıları (1) Türkçeleştirme (1) acı tenkit (1) adanalı ziya (1) adilmedya.com (1) ahmet paşa (1) ahmet taşgetiren (1) ajda pekkan (1) aksiyon dergisi (1) akıl (1) ali aslan (1) ali koca (1) ali murat güven (1) anatomik tagayyür (1) anayasa mahkemesi (1) anka (1) ankebut 5 (1) anlayış dergisi (1) antropomorfik (1) ateş olmayan yerden yazı çıkmaz (1) atilla fikri ergun (1) avrasya (1) aym (1) aziz mahmud hüdayi (1) aşk (1) aşk hutbesi (1) aşk yapmak (1) aşk üzerine (1) aşk-ı cihan (1) aşkın merhaleleri (1) aşıklık (1) aşıklık odur ki (1) barok dindarlık (1) başka gezegen yok arkadaşlar (1) bedir (1) bengisu karaca (1) beşir ayvazoğlu (1) bilimsel yazar (1) bireysel özgürlük (1) bu hutbe aşkıma gitsin (1) bülent ersoy (1) büyük selanik (1) can güngen (1) cemil meriç (1) cenneti arayan sanat (1) chp (1) cüppeli şövalye (1) darendeli (1) demir leblebidir (1) demokratik hak (1) derviş ruhu (1) dijital cami (1) dilek hanif (1) din de bizim (1) din istismarı (1) dinci (1) dinci basın (1) dindarlar (1) dindarlığın trajedisi (1) dinsiz basın (1) edebiyatta dînî terminoloji (1) elif şafak (1) empati (1) entel sinemacı (1) eril'den eril'e aşkın sırrı (1) ertelenmiş cinsellik (1) estetik (1) estetik toplum (1) evrim (1) ferisiler (1) filistin sorunu (1) formula (1) füsus (1) gazozuna yasin (1) gözlerinde görüyorsan gözlerini (1) haber7 (1) hakan albayrak (1) hakikat (1) happy birthday (1) hastalık ve yaşlılık korkusu (1) hayat (1) hayatın anlamı (1) hayrunnisa gül (1) hazreti aişe (1) hegemonya (1) hendek (1) henry david thoreau (1) her düşünceye saygı (1) hercai yazar (1) herkes kendi cennetine (1) herşey O'dur (1) herşey O'ndandır (1) hiciv (1) hilal kaplan (1) homo islamicus (1) hudeybiye (1) hurma kapsülü (1) hüseyin nasr (1) hüzün (1) hüzünlü veda (1) ihsan eliaçık (1) ihvan (1) ihvan-ı müslimin (1) inamıyorum (1) islam (1) islamcılık (1) islami entelijansiya (1) istenç (1) istihare yatalağı (1) işarat-ı evsaf-ı aşk (1) kadının erkeğe vurgunluğu (1) kahretsin (1) kalp (1) kalp zekası (1) kapitalist tüketim alışkanlıkları (1) karınca kararınca (1) kaybolan paradigmalar (1) kendine iyi bak (1) kerem dağlı (1) kesret (1) kişisel tercih (1) klasik islamcı (1) kuran kursu (1) kutlu doğum (1) kutsallık (1) küçük ölümler (1) kıbrıs (1) laiklik (1) laiklik yorumu (1) mahalle baskısı (1) mahallenin ferisileri (1) marlboro (1) mazhar bağlı (1) medeniyet (1) medeniyet ve ütopya (1) milliyetçilik (1) mizah (1) mizaha meyyalim (1) modern düşünce (1) modernizm (1) muhafazakar (1) muhafazakar kesim (1) muhafazakarlık (1) muktezayı hüsn (1) mustafa kemal (1) mustafa tekin (1) mustafa özel (1) muzip (1) müslüman gençlik (1) müslüman kardeşler (1) müslüman siyaseti (1) müslüman sol (1) müslümanca ekonomi (1) nasır (1) neden hep yaşlı? (1) neden okuyorum (1) nesir dili (1) nihal bengisu karaca (1) niyazi mısrî (1) nuh'un gemisi (1) nurettin huyut (1) obama (1) okuduklarım (1) okuma tutkusu (1) okumak (1) orhan pamuk (1) philip morris (1) putlaştırma (1) q klavye (1) risalehaber (1) romantizm (1) romantizmi kaybettik (1) sabah paşa (1) sadık yalsızuçanlar (1) said nursi (1) sara büyükduru (1) sen önce kendine bak tayfası (1) senai demirci (1) senkretizm (1) seyyid kutup (1) sivil itaatsizlik (1) stanley kubrick (1) suskun buldum (1) sözde vatandaş (1) tarzı (1) tasavvuf (1) taşgetiren (1) taşra hocaları (1) tenzih (1) terörist (1) teşbih (1) tiki (1) tiki ümmet (1) turuncu dergisi (1) türkiyelilik (1) türkçülük (1) uhud (1) utopia (1) vahdet (1) vallahi dertten (1) varoluş (1) veda ve yolcular (1) vitali hakko (1) yenilgi (1) yenilgiye ağıt (1) yeşilçam (1) yılbaşı (1) zaman (1) zorla laik (1) âşık olmak (1) çarşaf açılımı (1) çağdaş dindarlık (1) çocukluğun mahalleleri (1) ölüm korkusu (1) ölümsüzlük (1) ömer faruk darendeli (1) öss (1) öss vasıtaları (1) öteki mahalle (1) özkan erdem (1) ümmet (1) ütopya (1) Şems-i Tebrizî (1) şeriata uygun günah (1) şeyh-i ekber (1) şiir dili (1) şinasi (1) şişmanlık (1)