24 Şubat 2008 Pazar

Hüzün, veda ve yolcular

LEYLA İPEKÇİ

İnsan yalnız başına kaldığında hüzünlenir. Ya da varolan hüznü artar. Sanırım yalnızlık ile hüzün arasında fıtratımızdan kaynaklanan bir bağ var. Hüzün bizi uzaklara yolluyor. Bir nevi yitiklik duygusu veriyor insana. Kayıp olan bir şeye özlem duyuyoruz hüzünlenince. Sanki bir vakitler bizimle bir bütünü oluşturan o şey bizden kopup gitmiş gibi.
Ya da biz ayrı düşmüşüz kendimizi ait hissettiğimiz bir şeyden. Uzaklaşmışız sanki.
Bu kadar da değil. Hüzün arttığında duyarlılığımız da artar. Baktığımızı daha derinden kavramaya başlarız. İnsiyaki olarak. Hüzünlü bir insanın kötülük ve şiddete yönelme eğilimi de azalır kendiliğinden. Hatta eskiden kendine daha çok yakıştırdığı, zamanla araya dünya halleri girdikçe unuttuğu bir iyilik haresiyle yeniden çevrilmiş hisseder kendini. Sanki bir nevi kendine dönmüş, içindeki öze dair bir ipucu yakalamıştır. İyiliğin kuşatıcı, kötülüğün ise arızi olduğunu hüzün bastığında daha net ayırt ederiz.
Dünya ve somut yaşam hızla aradan çekilmektedir ve hüzün bizi bu dünyanın ötelerine, oraya, gayba yollamaktadır. Kelimelerle bilmediğimiz ama içimizden sözsüz olarak bildiğimiz başka alemlere...
Sanırım insan kalabalıklar içinde de olsa tek başına taşıyor hüznü. Hüzün yalnızlık ile birleştiğinde ise insandaki ifade arzusu artıyor. İçindeki o sözsüz bilgi kendini açığa çıkarmak, kendini belli etmek, var etmek istiyor. Böylelikle notalar, harfler, boyalar, yani sanatın gereçleri giriyor devreye. İnsanın kendini ifade etmeye olan yatkınlığı içindeki hüznünü keşfetme güdüsüyle birlikte çeşitli anlamlar kazanabiliyor. Hüznü bir yüzeye (kağıda, tuvale veya bir çalgıya) yansıtarak onun sağladığı imkanlarla kendini ifade etmeye başlayabiliyor.
Özlem ve kavuşma
Adem’in dünyaya düşüşü bir ayrılış, bir veda ve tabii ki bir yalnızlık serüveni idi. Havva’yı bulmasıyla yalnızlığını giderdi bir nebze. Ama koptuğu cennete olan özlemi baki kaldı. Bizler de dünyada bu gurbet duygusunu bir evlattan diğerine naklediyoruz. Belki doğduğumuz memlekette yaşamıyor çoğumuz. Buna bir de insan olarak doğmaktan kaynaklanan, ana rahminden kopuşu ekleyin. Hem dünyaya düşerken, hem rahimden çıkarken, hem de bir yerden bir yere hicret ederken kopuyoruz yurdumuzdan. Bunlara bir de asli tabiatımıza kodlanmış gurbet duygusu eklenince, edilen her vedanın hüzün getirmesi elbette kaçınılmaz.
Ardından el salladığımız bir geminin ufuk çizgisine doğru yitip gitmesi bütünüyle hüzün uyandırır bizde. Bilinmeze, uzağa, muammaya doğru gitmektedir gemi. Vedalar da bu yüzden hüzünlüdür. Her veda, insanda bir kavuşma hayali bırakır. Ve uzaklık algımız giderek genişlemeye başlar. Tıpkı hüzün ile yalnızlık arasında olan bağın aynısını, hüzün ve veda arasında da kurmak mümkündür o halde.
Kavuşma özlemi, ister istemez bir gelecek zaman algısı da eklemiştir vedalarımıza. Kısacası hüzün ve veda yolculuklarımıza bir geniş zaman kazandırdığı gibi, maziyi, geleceği ve hayalleri iç içe ve bir bütün olarak yaşamamızı da sağlar. Cennet hem yitirilmiş olduğu için geçmiştedir, hem oraya geri dönüleceği için gelecektedir. Hem de kavuşma arzusuyla kavuşamama korkusu arasında salınıp duran bir başka zaman tahayyülünde devam etmektedir...
Vedalarımız aslında bir çeşit kendimizden kopuşu da imler bize. Çünkü her ayrılış bir başka yere varışı hedefler aslında. Bu da bir yolculuk, bir serüven, bir arayış anlamına gelir. Her birimiz kendi arayışlarımızın yolcusuyuz, vedalarımız ve kavuşma hayallerimizle. Ve her birimizin kendini bulma serüveni arayışlarla dolu.
Ama bu arayışlar yeknesak ve hep tekdüze sürmüyor. Ve yine genellikle mutlu anlardan çok mutsuz anlar ile, acılar, ayrılıklar, maruz kalınan haksızlıklar ile pişiyoruz hepimiz. Kendimize en yaklaştığımız anlar ise ansızın bize derin bir hüzün eşlik etmeye başlar.
Belki de bazen, düşünüyorum da, kendimize en yaklaştığımız anlarda hayatı ve kainatı olduğu gibi görmeye başlıyoruz. Yalın haliyle. Ve sanki hüznümüz de bundan. Derinleşmeyle gerçekleşen bir yalınlaşmadan. Belki de asıl derinleşme böylesine bir yalın algılayışla gerçekleşebiliyor ancak.
En uzun yol
Ne demektir bu? Peşin hükümlerimizden, savunduğumuz ideolojilerden, takıntı ve zaaflarımızdan ve hatta kin ve nefret duygularımızdan arındıkça ancak: Olduğu gibi bakmaya başlıyoruz eşyanın hakikatine. İnsanın yüzüne. Bir olaya. Ve tabii kendimize... Kısa bir süreliğine de olsa: Kendimiz oluyoruz.
Tam bu noktadan mucizevi bir hisse kapılıyorum ben. Sanki kendim olmam demek, Allah’ın (cc) beni görmek istediği gibi olmamla aynı şey demek oluyor. Yani O’nun benim için yazdığı ile benim kendim için dilediğim bir bakıma çakışmış oluyor. İrade ile kaderin çakışması böyle bir şey olsa gerek diyorum. Benim için yazılanı kendi irademle dilemiş ve seçmiş olmam nasıl da büyülü bir buluşma.
Hayr olan ancak böyle gerçekleşebilir sanırım. Şer gibi görünenin aslında hayr olması bir bakıma ancak böyle çok daha geniş bir boyuttan bakıldığında, ilahi niteliğine bürünebiliyor insanın nezdinde. Sanırım en uzun yol, insanın kendine doğru gidiyor. Hüzünlü vedalarla hep. Yolculuklar burada da, orada da sürüyor. Kaldırılacağımız güne dek.

0 yorum:

Etiketler

hmalkan (16) yeni şafak (8) dücane cündioğlu (7) ali bulaç (5) ahmet turan alkan (4) okuduklarımdan (4) zaman gazetesi (4) feridenin günlüğü (3) kürt sorunu (3) leyla ipekçi (3) nihal karaca (3) taraf gazetesi (3) türban (3) Türkiye (2) ahmet altan (2) ahmet turan (2) başörtü sorunu (2) demokratik açılım (2) esra elönü (2) iskender pala (2) kürt açılımı (2) nazan bekiroğlu (2) nihal bengisu (2) sinan paşa (2) tesettür (2) turan alkan (2) türk kimliği (2) ulusal kimlik (2) 1 ocak duası (1) 2009 (1) 28 şubat (1) AB (1) ABD (1) Afganistan (1) Allah'a ısmarladık (1) BOP (1) Bir Model Olarak Hz. Peygamber Dönemi ve Piyasa (1) Cennet hurileriyle takas edilen hüznün hikâyesi (1) Ebuzer (1) Eğreti Gelin (1) Fuzulî (1) Gazze’de Mazlumu Savunurken Diyarbakır’da Zalim Kesilenler (1) Japonya (1) Japonya olsun mu? (1) Kafka (1) Katip Çelebi (1) Kemal Sunal (1) Mevlânâ (1) NATO (1) Pakistan (1) Picasso (1) Samtî Dede (1) Stalker (1) Stephen Hawking (1) Sultan Veled (1) Tarkovski (1) Türk ayrılıkçıları (1) Türkçeleştirme (1) acı tenkit (1) adanalı ziya (1) ahmet paşa (1) ahmet taşgetiren (1) ajda pekkan (1) aksiyon dergisi (1) akıl (1) ali koca (1) anatomik tagayyür (1) anayasa mahkemesi (1) anka (1) ankebut 5 (1) antropomorfik (1) ateş olmayan yerden yazı çıkmaz (1) avrasya (1) aym (1) aziz mahmud hüdayi (1) aşk (1) aşk hutbesi (1) aşk yapmak (1) aşk üzerine (1) aşk-ı cihan (1) aşkın merhaleleri (1) aşıklık (1) aşıklık odur ki (1) başka gezegen yok arkadaşlar (1) bedir (1) bengisu karaca (1) bilimsel yazar (1) bireysel özgürlük (1) bu hutbe aşkıma gitsin (1) bülent ersoy (1) büyük selanik (1) can güngen (1) cemil meriç (1) cenneti arayan sanat (1) chp (1) cüppeli şövalye (1) darendeli (1) demir leblebidir (1) demokratik hak (1) dijital cami (1) dilek hanif (1) din de bizim (1) din istismarı (1) dinci (1) dinci basın (1) dindarlar (1) dindarlığın trajedisi (1) dinsiz basın (1) edebiyatta dînî terminoloji (1) empati (1) entel sinemacı (1) eril'den eril'e aşkın sırrı (1) ertelenmiş cinsellik (1) estetik (1) estetik toplum (1) evrim (1) filistin sorunu (1) formula (1) füsus (1) gazozuna yasin (1) gözlerinde görüyorsan gözlerini (1) haber7 (1) hakan albayrak (1) happy birthday (1) hastalık ve yaşlılık korkusu (1) hayat (1) hayatın anlamı (1) hayrunnisa gül (1) hazreti aişe (1) hegemonya (1) hendek (1) henry david thoreau (1) her düşünceye saygı (1) hercai yazar (1) herkes kendi cennetine (1) hiciv (1) homo islamicus (1) hudeybiye (1) hurma kapsülü (1) hüseyin nasr (1) hüzün (1) hüzünlü veda (1) inamıyorum (1) islam (1) istenç (1) istihare yatalağı (1) işarat-ı evsaf-ı aşk (1) kadının erkeğe vurgunluğu (1) kahretsin (1) kalp (1) kalp zekası (1) kapitalist tüketim alışkanlıkları (1) karınca kararınca (1) kaybolan paradigmalar (1) kendine iyi bak (1) kerem dağlı (1) kişisel tercih (1) kuran kursu (1) kutlu doğum (1) kutsallık (1) küçük ölümler (1) kıbrıs (1) laiklik (1) laiklik yorumu (1) mahalle baskısı (1) marlboro (1) mazhar bağlı (1) medeniyet (1) medeniyet ve ütopya (1) mizah (1) mizaha meyyalim (1) modern düşünce (1) modernizm (1) muhafazakar (1) muhafazakar kesim (1) muktezayı hüsn (1) mustafa kemal (1) mustafa özel (1) muzip (1) müslümanca ekonomi (1) neden okuyorum (1) nesir dili (1) nihal bengisu karaca (1) niyazi mısrî (1) obama (1) okuduklarım (1) okuma tutkusu (1) okumak (1) philip morris (1) putlaştırma (1) q klavye (1) romantizm (1) romantizmi kaybettik (1) sabah paşa (1) sadık yalsızuçanlar (1) sara büyükduru (1) sen önce kendine bak tayfası (1) senai demirci (1) stanley kubrick (1) suskun buldum (1) sözde vatandaş (1) tarzı (1) taşgetiren (1) taşra hocaları (1) terörist (1) tiki (1) tiki ümmet (1) turuncu dergisi (1) uhud (1) utopia (1) vallahi dertten (1) varoluş (1) veda ve yolcular (1) vitali hakko (1) yenilgi (1) yenilgiye ağıt (1) yeşilçam (1) yılbaşı (1) zaman (1) zorla laik (1) âşık olmak (1) çarşaf açılımı (1) çağdaş dindarlık (1) çocukluğun mahalleleri (1) ölüm korkusu (1) ölümsüzlük (1) ömer faruk darendeli (1) öss (1) öss vasıtaları (1) öteki mahalle (1) ümmet (1) ütopya (1) Şems-i Tebrizî (1) şeriata uygun günah (1) şiir dili (1) şinasi (1) şişmanlık (1)