ESRA ELÖNÜ
Bana sabah namazının fotokopisini getir evlat!
Feride, atını eliyle küçültüp bir kızak yaptı kendine. Göğün çöpe attığı dijital camilerin mimarisinden uzaklaşıp, diyanetin mesaiyle fetva biçen uhrevi yasalarından sıyrılıp buz gibi bir öğlen namazı içirmek istiyordu bedenine. Hurma kapsülüyle günah zayıflatan takkecilerden de bıkmıştı zaten.
Kurmalı develerin sırtına havuzlu Kâbe siteleri diken, burjuvaya self servis tavaf ikramları biçen mübarek yatırımcıların kumbaralarında çalkalanıyordu midesi. Çömez arabesk sallanışlarını zikirlerinin karizması olarak yutturanlardan cenneti dinlemek istemiyordu Feride. Ve darbukanın başını yara yara ilahileri broşür tezgahına dönüştürenlerin cıvıklığı Feride’nin kulaklarını yanıltmıyordu artık. Ortasından sıkılmış misvakları kemire kemire günah tekelciği yapanlardan yaka paça kurtulmak için Ebuzer’in yalnızlığıyla yıkıyordu kalabalıkları.
İbadet, Çin malı tespihlerin götürdüğü yere gitmek değildir diyerek Allahın yağdırdığı karlardan otuz üç tane içine çekip ilerliyordu. Cüppeli şövalyelerin yağmaladığı boy boy “nefs posterlerini” yırtarak kızağını bir cami önüne park etti Feride. Avluda dedikodunun sakallarını uzatırken gençlerin sakalsızlığıyla dövünen cemaati selamladı. Kristal kelebek kanatlarından yaptığı tespihleri cemaate uzattı. Tövbe tövbe bu nasıl tespih nidası suratına çakılmadan bütün çerçevesiyle içeriye girdi. İmamın kızı Feride, klavye tuşları arasından damıttığı hutbeyi çıkardı cebinden. Kalbine bir galoş taktı. Dünyayı dışarıda bırakma galoşlarını taktı kalbine. Kürsüsünü çıkardı sırtından ve başladı;
Ey! Cemaati müslimin. Damarlarınıza şaşkınlık pompalayan kalbinize sesleniyorum. Beni kısa bir süre hançerlemeden dinleyiniz. Dünyanın daire oluşuna hamd edelim. Öyle olmasaydı bu kadar düzgün günahlarımızı nereye sığdırabilirdik. Bu kürsüye sizleri iki adımlık kendinize getirmek için çıkmadım. Dünyanın haddini ölerek bileceğiz hepimiz. Toprağın hızını hiçbir kılıç kesemez bunu anladım. Bu yüzden iyi insan olma savaşını köhnelikle barışarak bitirmeyiniz. Çok para, çok dil, çok makam, çok siyaset, çok koltuk, çok itibar, çok bilmişliğin de biteceği bir yerdeysek hiçbir şeye yeniden başlamanın bir faydası yoktur. Üstünlük takvadadır ama kimse alçaklığı da gözümüze sokmasın Rica ederiz. Şimdi hepimiz avludaki kuşları uçurmadan aynaya bakalım. Yani birbirimize..
Feride kürsüden indi. Kızağını eliyle büyüttü atına bindi ve otuz üç tane kar tanesini çekti içine..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder