17 Şubat 2009 Salı

Bir Model Olarak Hz. Peygamber Dönemi ve Piyasa

DOÇ. DR. MUSTAFA ÖZEL

Din başta olmak üzere aşağı doğru inen bir değerler hiyerarşisi vardır. Buna göre; iktisat siyasetin, siyaset hukukun, hukuk ahlakın, ahlak ise dinin bir parçasıdır. Fakat bu hiyerarşiyi Batı tersine çevirmiş ve her şeyini buna göre şekillendirmiştir.

Çalışmalarımdan, “Cahiliye Mekkesi modern bir toplum, Batı ise cahil bir toplumdur” sonucunu çıkardım. Yani benim bakışıma göre Batı’yla Mekke toplumu arasında zihin yapısı bakımından genel hatlarıyla bir farklılık bulunmamaktadır. 

Eğer biz Cahiliye Mekkesi’nde neyin düzeltilmiş ve neyin miras olarak bırakılmış olduğunu tespit edersek kendi cahiliyemizi nasıl düzelteceğimiz konusunda kriterlerimizi de belirlemiş oluruz.
Cahiliye, kültürsüz, cahil insanların bulunduğu toplum değildir. İktisadi açıdan düşünecek olursak o toplumun da bankaları, anonim şirketleri, borsaları, ticari merkezleri vardı ve dünya imparatorlukları olan Bizans ve Pers İmparatorlukları’yla ve Habeşistan’la ticaret yapıyorlar, Kızıldeniz’de gemi işletiyorlardı. Bütün bunları yapabilmek için ciddi de bir alt yapıları vardı. Kısacası onların cahiliyesi bugünün modern dünyasında yaşanan cehalet gibiydi.

Mekkeliler, Hz. Peygamber’in dedesi zamanına kadar sadece Harem bölgesinde ticaret yapıyorlardı. Fakat ticaret yapabilmek için borçlanan tüccarın faiz katlandıkça borcunu ödeyememesi, o tüccarın şehri terk etmesine ve bir daha geri dönmemesine sebebiyet vermeye başladı. Hz. Haşim, bunun üzerine küçük sermayeleri bir arada toplayıp şirket kurma önerisini getirdi. Böylelikle “mübadele” adını verdiğimiz sistem oluştu. Ben bu şirketin kök salmasından hareketle iptidai de olsa bir borsa kurulduğu kanaatindeyim, tarihçi ve ilahiyatçı arkadaşlarımız belki bu kanaatimi destekleyecek işaretler bulabilirler. Maalesef biz bu tür araştırmaların çok uzağındayız. İslam Dünyası’nda Cahiliye Mekkesi’yle ilgili araştırma yapan hiçbir özel enstitü ve kurum yok fakat Kudüs’te İsrail’liler tarafından sadece Cahiliye Mekke ve Medinesi’ne yönelik olarak üç tane İngilizce dergi yayınlanmakta. Yahudiler bunu babamızın hayrına yapıyor olamazlar.

Mekke, iklim şartlarından dolayı tarım ve ziraatın yapılamadığı bir şehirdir. Kureyş suresinin tefsine dikkat ettiğimizde “İlaf” tan bahsedildiğini görürüz. O surede ilaf için şükretmeleri istenir. Çünkü onlara bir nimet olan ‘ilaf’ verilmiş, onlar da bu nimet sayesinde aç iken doymuşlardır. Mekke’de aç iken doymak ise sadece ticaret yapmakla mümkündür.

Kureyş’li tüccarlar ticaret alanlarının genişlemesi için kabilelere şöyle bir teklif götürmüşlerdir: “Sizin mallarınız yakın pazarlarda ucuza gidiyor. Biz, gittiğimiz pazarlarda sizin mallarınızı satıp karınızı da sermayenizi de getirelim.” Kabilelerin bu tüccarlara itimadı bulunduğu ve durdukları yerden kazanç sağlayacakları için kabul edip anlaşırlar. Böylece 
Yemen’den Şam’a kadar Mekke merkezli bir “dünya ekonomi” oluşmuştur. Ekonomik yapı gelişince Mekkeliler bununla yetinmeyip Taif’e tarım için yatırımlar yapmaya başlamışlar, hatta kendilerine arazi satmak istemeyen Beni Sakif kabilesini de Harem’e almamakla tehdit etmişlerdir. Çünkü oraya, haram aylarda her yerden tüccarlar gelirdi ve alış-verişler olurdu. Harem’e girememeniz bir sene boyunca ürettiğiniz malların elinizde kalması demektir. Yani Beni Sakif kabilesine uygulanan şey bir nevi iktisadi ambargodur.
Bu arada kabile ekonomileri de güçleniyordu. Fakat o kabilelerin ileri gelenleri artık sermayeyi yakın yerlere yatıramıyorlardı ve bu sebeple Mekke’ye göç başladı. Biz bunu Anadolu’dan büyük şehirlere göç olarak 1950-1960’lardan bu yana yaşadık.
Mekke’de olabildiğince tekelci bir iktisadi yapı olduğu için fiyatlar serbest teşekkül etmiyor, ekabir olanlar piyasayı siyasi ve fiziki güçleriyle kendi lehlerine çeviriyorlardı. Bu ise onlarda doğal bir üstünlük duygusu uyandırıyordu.

Yani cahiliye demek, bu insanların körkütük cahil olması demek değildir. Cenab-ı Hakk’ın kendilerine bildirmiş olduğu haberi kabullenmek konusundaki inatları yüzünden biz onlara cahil diyoruz. Daha postmodern bir tabir kullanırsak epistemolojik cehalet, zihni bir cehalet söz konusudur. Mekke döneminde inen çoğu Ayet-i Kerimelerde bu tür yönelişlerin yanlış olduğu, sapkınlık olduğu ve Müslümanların daha sağlam bir zihne, kalbe, imana nasıl sahip olabilecekleri belirtilmektedir.

Yaşanan dönüşümün sosyal ve iktisadi hayata nasıl yansıtılacağı sorunu henüz Mekke döneminde karşımıza çıkmamıştı fakat Medine’ye hicretten sonra durum farklılaştı. Müslümanlar Medine’ye göç ettiklerinde şehri orada bulunan Yahudiler, Hıristiyanlar ve müşriklerle beraberce yönetmek için bir ahitname hazırlamışlardı. Aynı günlerde Efendimiz Medine’deki bütün pazar yerlerini dolaşmış buraların Mü’minler için uygun pazar yeri olamayacağına karar vermişti. Bu kararı iki şekilde anlayabiliriz: Ya “burada cari olan ilkeler, İslamiyet’ e uymaz” ya da “burada köşe başlarını birileri tutmuş, Müslümanlara yer yok”. Bu karardan sonra Müslümanlar Medine Pazarı adını verdiğimiz pazar yerini kurmuşlar ve Peygamber Efendimiz bu pazar yerinde uygulanması için üç tane basit prensip koymuştur. Ben o üç ilkeyi çok önemsiyor ve diyorum ki; tarihin herhangi bir döneminde ve herhangi bir topluluk tarafından bu üç ilkeyi esas olarak uygulayabilen toplum, Müslümanca bir ekonomi geliştirmiş olur. O ilkeler şunlardır: 

1-Bu pazarda fiyatları Allah tesbit edecektir: Bir malın ilk aşamasından son aşamasına kadar geçirdiği evreler esnasında hak ettiği bedeli kimsenin tam olarak tayin edebilmesi mümkün değildir. Çünkü fiyat teşekkülünde adaletli olabilmek için sonsuz bilgiye ihtiyaç vardır. Bunu Allah’tan başka kimsenin tayin etmesi mümkün değildir. Eğer bir yerde kimsenin müdahalesi olmadan fiyatlar teşekkül ediyorsa bu, Sünnetullah’ a uygundur. Fakat bu kapitalizm değildir, çünkü kapitalizmin büyük numarası, piyasayı boğan bir sistem olduğu halde kendisini serbest piyasa ekonomisi diye sunmasıdır. Kapitalist sistemdeki müteşebbisler doğal olarak kendi sermayelerini sonsuzca arttırmak isterler ve bu yüzden serbest piyasa karı yerine tekel karını tercih ederler. Çünkü serbest piyasa karı en düşük kar, tekel karı ise en yüksek kardır.

Piyasayı doğal seyrine bıraktığınızda tekelciliğin yaşaması mümkün değildir. Çünkü istatistiki olarak biliyoruz ki cemiyette her zaman daha uyanıklar, daha kabiliyetliler çıkacak ve mevcut tekelci konum aşınacaktır. Eğer böyle olmuyorsa arkada büyük bir gücün desteği var demektir. Bu güç ise devlettir. Demek ki kapitalizm; devlet gücüyle, tekelleşme eğilimindeki ekonomik gücün izdivacıdır, iç içe geçmesidir. Devlet olmadan kapitalizm olmaz, tıpkı Cahiliye Mekkesi’nde olduğu gibi. Sizce Ebu Cehil, siyasi gücü olmadan Mekke Pazarı’nda fiyat oluşumunu etkileyebilir miydi? Avrupa’da da 16-17. y.y.dan itibaren devlet kurma ile şirket kurma, pazar oluşturma, birbirlerini besleyen ve paralel akan süreçler olmuş, bu yüzden de kapitalizm hüküm sürmüştür. 

Kapitalizm hakkında, Liberallerle Marksistler arasında 150 yıldır süren fakat yanlış zeminde yapılan bir tartışma var. Liberaller; “Kapitalizm, serbest piyasa düzenidir. Böyle bir sistemde insanların menfaatleri örtüşür ve herkes bundan pay alır” diyorlar iken Marksistler ise; “Rekabet kötü bir şeydir çünkü toplumda, üretim araçlarına sahip olanların yanında zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan güçsüzler, işçiler var. Bundan dolayı toplumdaki rekabet sömürü ile sonuçlanır” diyorlar. Dikkat ederseniz her ikisi de kapitalizmin bir rekabet sistemi olduğu yanlışlığı noktasında uyuşuyorlar. Braudel ise bunlara muhalif olarak; “Tarihi olarak dünyanın hiçbir yerinde kapitalizm bir rekabet düzeni olmamıştır. Tam aksine kapitalistler, fırsat buldukları her noktada piyasayı bastırmaya, boğmaya çalışmışlardır,” demektedir.
Kısacası Hz. Peygamber tarafından Medine Pazarı için öngörülen müdahalesiz doğal seyir ile fiyatlar herkesin razı olacağı hale gelecektir.

2-Bu pazarda vergi alınmayacaktır: Pazara satmak üzere götürdüğünüz mala vergi ödüyorsanız, bu vergiyi satacağınız o mala yansıtmak durumundasınız. Üstelik malınızı satıp satamayacağınız da belli değil. Halbuki bu sistemde vergi ödemeyeceğiniz için malınızı daha ucuza satacaksınız ve verginizi zenginleşince artan servetinizden vereceksiniz. Bu sistemde müteşebbisin teşvik edilmesi ve fiyatların düşük olması sebebiyle iktisadi faaliyetin de önü kesilmemiş olur.

3-Bu pazarda kimsenin belli bir yeri olmayacaktır. Pazar yerinde köşe başları daha kıymetlidir. Siz bir defa şansla bir köşeyi kaparsanız ve sürekli aynı yeri çalıştırırsanız orada bir rant oluşur. Fakat getirilen bu ilkeyle kazanç imkanları sürekli olarak yeniden dönüşebilir ve yeniden hak edilebilir olur. 

Hz. Peygamber’ in Medine’deki pazar yerinde uyguladığı bu üç ilke, nerede uygulanırsa uygulansın böyle bir ekonomi, Müslümanca yürütülen bir ekonomi olur.

Hiç yorum yok:

Etiketler

hmalkan (16) yeni şafak (11) dücane cündioğlu (9) ali bulaç (5) ahmet turan alkan (4) kürt sorunu (4) okuduklarımdan (4) taraf gazetesi (4) zaman gazetesi (4) demokratik açılım (3) feridenin günlüğü (3) kürt açılımı (3) leyla ipekçi (3) nihal karaca (3) türban (3) Türkiye (2) ahmet altan (2) ahmet turan (2) başörtü sorunu (2) esra elönü (2) iskender pala (2) nazan bekiroğlu (2) nihal bengisu (2) sinan paşa (2) tesettür (2) turan alkan (2) türk kimliği (2) ulusal kimlik (2) 1 ocak duası (1) 2009 (1) 28 şubat (1) AB (1) ABD (1) Afganistan (1) Allah'a ısmarladık (1) BOP (1) Bir Model Olarak Hz. Peygamber Dönemi ve Piyasa (1) Cennet hurileriyle takas edilen hüznün hikâyesi (1) Ebuzer (1) Eğreti Gelin (1) Fuzulî (1) Gazze’de Mazlumu Savunurken Diyarbakır’da Zalim Kesilenler (1) Hakikat niçin hep ıslak (1) Japonya (1) Japonya olsun mu? (1) Kafka (1) Katip Çelebi (1) Kemal Sunal (1) Mevlânâ (1) NATO (1) Pakistan (1) Picasso (1) Samtî Dede (1) Stalker (1) Stephen Hawking (1) Sultan Veled (1) Tarkovski (1) Türk ayrılıkçıları (1) Türkçeleştirme (1) acı tenkit (1) adanalı ziya (1) adilmedya.com (1) ahmet paşa (1) ahmet taşgetiren (1) ajda pekkan (1) aksiyon dergisi (1) akıl (1) ali aslan (1) ali koca (1) ali murat güven (1) anatomik tagayyür (1) anayasa mahkemesi (1) anka (1) ankebut 5 (1) anlayış dergisi (1) antropomorfik (1) ateş olmayan yerden yazı çıkmaz (1) atilla fikri ergun (1) avrasya (1) aym (1) aziz mahmud hüdayi (1) aşk (1) aşk hutbesi (1) aşk yapmak (1) aşk üzerine (1) aşk-ı cihan (1) aşkın merhaleleri (1) aşıklık (1) aşıklık odur ki (1) barok dindarlık (1) başka gezegen yok arkadaşlar (1) bedir (1) bengisu karaca (1) beşir ayvazoğlu (1) bilimsel yazar (1) bireysel özgürlük (1) bu hutbe aşkıma gitsin (1) bülent ersoy (1) büyük selanik (1) can güngen (1) cemil meriç (1) cenneti arayan sanat (1) chp (1) cüppeli şövalye (1) darendeli (1) demir leblebidir (1) demokratik hak (1) derviş ruhu (1) dijital cami (1) dilek hanif (1) din de bizim (1) din istismarı (1) dinci (1) dinci basın (1) dindarlar (1) dindarlığın trajedisi (1) dinsiz basın (1) edebiyatta dînî terminoloji (1) elif şafak (1) empati (1) entel sinemacı (1) eril'den eril'e aşkın sırrı (1) ertelenmiş cinsellik (1) estetik (1) estetik toplum (1) evrim (1) ferisiler (1) filistin sorunu (1) formula (1) füsus (1) gazozuna yasin (1) gözlerinde görüyorsan gözlerini (1) haber7 (1) hakan albayrak (1) hakikat (1) happy birthday (1) hastalık ve yaşlılık korkusu (1) hayat (1) hayatın anlamı (1) hayrunnisa gül (1) hazreti aişe (1) hegemonya (1) hendek (1) henry david thoreau (1) her düşünceye saygı (1) hercai yazar (1) herkes kendi cennetine (1) herşey O'dur (1) herşey O'ndandır (1) hiciv (1) hilal kaplan (1) homo islamicus (1) hudeybiye (1) hurma kapsülü (1) hüseyin nasr (1) hüzün (1) hüzünlü veda (1) ihsan eliaçık (1) ihvan (1) ihvan-ı müslimin (1) inamıyorum (1) islam (1) islamcılık (1) islami entelijansiya (1) istenç (1) istihare yatalağı (1) işarat-ı evsaf-ı aşk (1) kadının erkeğe vurgunluğu (1) kahretsin (1) kalp (1) kalp zekası (1) kapitalist tüketim alışkanlıkları (1) karınca kararınca (1) kaybolan paradigmalar (1) kendine iyi bak (1) kerem dağlı (1) kesret (1) kişisel tercih (1) klasik islamcı (1) kuran kursu (1) kutlu doğum (1) kutsallık (1) küçük ölümler (1) kıbrıs (1) laiklik (1) laiklik yorumu (1) mahalle baskısı (1) mahallenin ferisileri (1) marlboro (1) mazhar bağlı (1) medeniyet (1) medeniyet ve ütopya (1) milliyetçilik (1) mizah (1) mizaha meyyalim (1) modern düşünce (1) modernizm (1) muhafazakar (1) muhafazakar kesim (1) muhafazakarlık (1) muktezayı hüsn (1) mustafa kemal (1) mustafa tekin (1) mustafa özel (1) muzip (1) müslüman gençlik (1) müslüman kardeşler (1) müslüman siyaseti (1) müslüman sol (1) müslümanca ekonomi (1) nasır (1) neden hep yaşlı? (1) neden okuyorum (1) nesir dili (1) nihal bengisu karaca (1) niyazi mısrî (1) nuh'un gemisi (1) nurettin huyut (1) obama (1) okuduklarım (1) okuma tutkusu (1) okumak (1) orhan pamuk (1) philip morris (1) putlaştırma (1) q klavye (1) risalehaber (1) romantizm (1) romantizmi kaybettik (1) sabah paşa (1) sadık yalsızuçanlar (1) said nursi (1) sara büyükduru (1) sen önce kendine bak tayfası (1) senai demirci (1) senkretizm (1) seyyid kutup (1) sivil itaatsizlik (1) stanley kubrick (1) suskun buldum (1) sözde vatandaş (1) tarzı (1) tasavvuf (1) taşgetiren (1) taşra hocaları (1) tenzih (1) terörist (1) teşbih (1) tiki (1) tiki ümmet (1) turuncu dergisi (1) türkiyelilik (1) türkçülük (1) uhud (1) utopia (1) vahdet (1) vallahi dertten (1) varoluş (1) veda ve yolcular (1) vitali hakko (1) yenilgi (1) yenilgiye ağıt (1) yeşilçam (1) yılbaşı (1) zaman (1) zorla laik (1) âşık olmak (1) çarşaf açılımı (1) çağdaş dindarlık (1) çocukluğun mahalleleri (1) ölüm korkusu (1) ölümsüzlük (1) ömer faruk darendeli (1) öss (1) öss vasıtaları (1) öteki mahalle (1) özkan erdem (1) ümmet (1) ütopya (1) Şems-i Tebrizî (1) şeriata uygun günah (1) şeyh-i ekber (1) şiir dili (1) şinasi (1) şişmanlık (1)