31 Aralık 2008 Çarşamba

1 Ocak duası...

NİHAL B. KARACA

Dua, ihtiyacımızın giderilmesi için kullandığımız bir araç değildir. Aksine, ihtiyaçlarımız dua etmemizi sağlamak için yaratılmış araçlardır.
Yeni yılın ilk günü de, azami beklenti içinde olduğumuz gündür. On gün sonra geçer. Fırsat bu fırsat o zaman. Bugün, iğneden ipliğe her şeyi sadece O'ndan isteyebileceğimizi hatırlama ve bütün arsızlığımızla isteme günü olsun. Hadi isteyelim...

Allah'ım, 2009'da bana, sevdiklerime, dostlarıma ve bizatihi düşmanlarıma, 'huzur' ver. Ama ben dahil hiçbirimizi huzur içinde gevşeyip tembelleşenlerden etme.

Ben konfor severim Allah'ım, sıcak severim en çok. Sıcak su, sıcak ev, sıcak havlu. Bunların neye mal olduğuna, ne pahasına bunlara sahip olduğumuza ilişkin bir vicdan azabından mahrum etme bizi. Ve dahi, bütün bunlar olmadan yaşama kudreti ver ki, sıra bunları yoksullarla paylaşabilmeye geldiğinde, o gün geldiğinde, hızla başka argümanlar geliştirip geri geri seğirtmeye kalkan kofti adamlardan olmayalım.

Dünyanın zavallı bölgelerindeki işgalcilere 'sağduyu' ve 'merhamet' ver; ve kendi küçük hayatlarımızda işgalci olmaktan koru bizleri. İşgalcinin rasyonalizasyon mekanizmasını çökert. Gerekiyorsa bizimkini de. Kimse 'işgal ettim çünkü bana ihtiyaçları var' diyemesin.

Uyanık görünümlü ahmaklardan, zeki görünen sıradanlardan, marjinalim numaraları çeken ahlakçılardan, muhafazakâr görünümlü puştlardan ve demokrat geçinen faşistlerden korunmamızı sağlayacak dedektörler ihsan eyle. 2009'da insan sarrafı olalım.

Mutsuzluğun büyüğü ile küçüğüne maruz kalmak arasında bir tercih yapma şansımız varsa, avantajlı seçeneğin yanına ışıklı oklar serp. Kör gözümüz görsün...

Tutarlılık kaygımız için ölçüler ihsan eyle. Emrettiğin şeylere uyabilmemizi, yasaklarından kaçınabilmemizi sağlayacak kadar donanımlı kıl.

2009 hidayete erenlerin yılı olmayacaksa eğer, hidayeti yüzyıllar kadar eski olanların inançlarının arttığı bir yıl olsun.

Geçen gün bir adam akrabasının 11 yaşındaki oğlunu öldürdü ve parçalara ayırdı. Üç çocuk bayramda el öpme bahanesiyle kapısını çaldıkları 45 yaşındaki bir kadına tecavüz edip, parasını çaldı. Gazeteler kendi kanından gelen çocuklarla ensest ilişki kuran, onlara tacizde bulunan yetişkinlerin haberleri ile doldu taştı: Allah'ım, 'insan'a neden bu kadar çok saygı duyduğunu anlamamı sağla.

2009, başörtülü olduğum ama çarşaflı olmadığım için, Türk olduğum için ve Türklüğümü bir kibir vesilesi haline getirmediğim için, alt sınıfın dertleriyle kaygılandığım için ve fakat sonuçta bir yeni orta sınıf ferdi olduğum için, demokrat olduğum ama neo-liberal olmadığım için, yurtsever olduğum ama ulusalcı olmadığım için, kadın olduğum için ve pek hanım pek anne bir kadın olamadığım için özür dilemek zorunda kaldığım bir yıl olmasın...

2009 sadece senden özür dilediğim bir yıl olsun. Ziyadesiyle 'şükrettiğim' bir yıl...

Beni ne olduğu çok açık olan zalimlerden ve insafsızlardan olduğu kadar, 'merhamet' ettiği için mikrofon uzatanlardan da uzak tut.

Mağduriyeti bir uzmanlık alanı haline getirmiş olanlarla sahiden mağdur olanları ayırabilmemi sağla.

Global krizi, bu son derece sert finansal çarpışmayı kolay atlatmamızı sağlayacak maddi manevi hava yastıklarıyla donat her yanımızı.

Hava yastığı demişken, 2009'da bol bol kilo verelim istiyorum.

2009'da enerjimiz, sevgimizi ve emeğimizi hak eden insanlara gitsin, nankörlük ve vefasızlık illetiyle zelil olmuş ruhlara değil...

Hayatımızı, maneviyatımızı, zevklerimizi ve iyiliklerimizi artıracak, geliştirecek kimselerle/ kitaplarla/ mecralarla tanıştır bizi. 'Bir kitap okudum hayatım değişti' cümlesini kurmak için yıllardır beklediğim kitabı bu yıl bulmak istiyorum.

Bunlara layık değilsem, üzerime daha çok iş yık. Ki, nerede uyandığımı bilemeyecek kadar meşgul, hayatım üzerinde düşünemeyecek kadar yoğun olayım. Amin.

16 Aralık 2008 Salı

ÖSS Vasıtaları

NAZAN BEKİROĞLU

Başlangıçta hiç gelmeyecek gibidir ama beklenmediği kadar da çabuk gelmiştir. Şimdi, sahiplerinin bile unuttuğu bu hazin günde, sabahın bu kör saatinde, her tarafta sizsiniz. Değil mi ki yarınlar sizin. Her yıl haziran ayının 2. pazar günü, gün artık sizindir.

Aslında aylar öncesinden başlayan hikâye, zirvesini bir gün öncesinde bulur. Yarın öyle zor, öyle kavramsızdır ki, en hoşgörüsüz aileler bile "arefeyi" gönül huzuru ile armağan ederler bayramın seçilmiş kurbanlığına, kınalı kuzusuna. Yeni bir şeyler alabilirsiniz. İstediğiniz yere gidebilir, istediğiniz gibi giyinebilirsiniz. Hoşlanılmayan arkadaşlarınıza görünmeniz bile eğer size moral verecekse görmezden gelinebilir.

Bütün insanlara o son güne mahsus bir iyilik mi değmiştir? Herkesin size uzatacak bir eli, gösterecek bir şefkati bulunur. Rağbetler, dualar, temenniler. Nemli gözler, sonsuz iyi dilekler, tebessümler. Gücünün üstünde ve ümitsizce sınanana duyulan rikkat öyle sızmıştır ki yüreklere, bütün pastanecilerin bir son gün dileğini karşılarcasına sunacağı bir şekerlemesi daima vardır ve ruhunun bir köşesinden kopan merhametle hediyelerini döküp saçması işten bile değildir.

Şehir turu tamamlanır. Havanın nasıl olacağı, oturacağınız sıraya o saatlerde güneş vurup vurmayacağı hesaplanır. Önceden gidip görülmesi tavsiye olunan sınav binasının konumundan, penceresinden, sırasından, kat sayısından iyi manalar çıkarılır. En son da, sınav salonunun kara tahtasına en görünmez yazılarla bir uğur sözcüğü bırakılır: Ona baktıkça beni hatırla. Ve unutma, kazansan da kaybetsen de benim yavrumsun. Ama bu güvence bile damarda dörtnala yürüyen atlıları sakinleştirmeye yetmez.

Hele o gece. Evdeki bütün saatler, bir sesi, alarmı olan ne varsa, hepsi aynı vakte kurulur. Bütün ibreler aynı anı gösterir. Ya uyanamazsam? İyi de uyku mümkün müdür ki uyanması olsun? Oysa alt kat komşusu, üst kat komşusu her zamankinden daha dikkatlidir. Evdeki kedinin, yan dairedeki bebeğin bile sesi çıkmaz sabaha kadar. Ama bütün evren sizin iyi bir son gece uykusu çekmeniz için elbirliği etse de, gözünüze uyku girmez. Girse bile dinlendirici olamaz bu uyku, kanınıza işlemez bir türlü. Çünkü uyusanız bile uyanıksınızdır. Gecenin seslerini dinlerken dinlenmenin adı olmaz. Sabaha kadar hep o çocukluk masalı anlatılır. Ama tadı çoktan kaçmıştır.

Yastığınızın altında kırmızı pabuçlarınız olmasa da ne giyeceğiniz, günler öncesinden hazırlanmıştır. Ve bu hazırlıkta, yaş gereği bütün estetik dikkatler, huysuzluklar artık bir tarafa atılmış, sadece rahatlık esastır. Ve o kahvaltı ihtimamı! Oysa en fazla o sofrayı hazırlayanlar bilir, boğazınıza zorla akıtılmış bir bardak süt, ağzınıza çalınmış bir kaşık bal, ceplerinize doldurulmuş 3-5 şekerlemeyle bu sınavın kazanılmayacağını. Ama öyle bir gayretin dışında kalmak vicdan rahatsızlığı, gönül huzursuzluğu doğurur. Galiba bütün aile bu yüzden çoktan uyanıktır. Güzellik uykusuna düşkün ablalar da uykucu ağabeyler de ayaktadır. Açılır kapı. Açık havaya adım atılır.

Trafik şimdi sadece ÖSS adayları için ve 364 günde aktığından bambaşka bir istikamette dönmektedir. Bütün vasıtalar kentin çoktan numaralandırılmış sınav salonlarına doğru aksa da aslında tümü aynı yolcuyu aynı yere taşımaktadır: Aynı aday'ı aynı salona. Şayet bir toplu taşıma vasıtasında yol alıyorsanız, yaşlıların gençlere yer verdiği tek gündür bu gün. Mutlaka oturmanız sağlanır. Çünkü dermanınızın zorlandığı o kadar ortadadır.

Özel otomobillerin şoför mahallerinde de hep siz varsınız. Bir iltifat, bir avunmalık, güne özgü bir ayrıcalık. Başka zaman olsa ön koltuğu kimselere kaptırmayan küçük ve şımarık kardeşler arka koltuğa büzülmüşlerdir şimdi. Sesleri bile çıkmaz. Evin saygın yaşlısı, ya da huysuz ihtiyarı, şeref koltuğunu gönüllü terk etmiştir size. Hepsi size, anlayamadıkları ama çok ciddi bir şeyin olduğunun farkındadır. Siz kimsiniz sahi? Dizlerinizin üstünde hepsi de birbirinin aynı teçhizat: Yumuşak kalem. Yumuşak silgi! Nüfus Cüzdanı. ÖSS Giriş Belgesi. Bütün gecelerin uykusuna bedel uykusuz bir gecenin sabahında donuklaşmış bakışlarınızı taşıyan, birer düğme gibi açılmış gözleriniz ancak rengi kaçmış yüzünüz kadar ele verebilir sizi. Kimliğiniz, bu yüzden rahatlıkla okunabilir. Her ÖSS adayı bu sabah aynı yüze sahiptir. Bu sararmış yüze benzeyen tek yüz, al yürek ver yürek annelerin yüzündedir. Birazdan giyeceğiniz, öyle ateşten bir gömlektir ki onu sadece kendi sırtınızda taşıdığınızı sanmak da sizin yanılgınızdır aslında. Siz, işaret edilen seçenekten gayri çıkışı olmayan bir dairenin içinde döne dururken, bu can pazarında canını dişine takmanın tanıklığı ancak yatıştırılmış bir isyan cümlesinin kısık sesiyle dile getirilebilir. Ve "senin iyiliğin için", sığınılabilecek en makul cümle olarak programın mantığını kurar. Öyleyse "veliye" ancak yüreklendirmek düşer. Ama bu yolda yüreklendirmek çoğu kez, güç üzeri yüklenmek anlamına gelir. Üstelik bu yüreklendirmede ayarlar incelikten öylesine mahrumdur ki bir ucundan tutuşmuş, yanmaya kabiliyetli ham bir fitil kalbi paramparça ederken, her şey için için yakar bu serüvende. Dört bir yanı berhava etmenin adı bile edilmez.

Ama toprakta olanlar gövdeden taşarken, kimi gafletle kimi bilinçle, çok şey fark edilir. Altınla bakırı birbirinden ayıran mihenk taşının bir ucu fidanı kökten yok eden bir zihinsel budayışı, diğer ucu bir daha ayağa zor kalkılır bir yıkımı, diğer diğer ucu gardını çoktan almış bir hayata karşı gölgeden yumruklarla savaşmayı işaret eder. Ve bu işarette benimsemek reddetmekle, kabul etmek inkâr etmekle, gereksizlik bilinci mecburiyet estetiğiyle, çaresizlik hali katlanmak niyetiyle, isyan sindirilmişlikle yan yana durmaktadır. İşte bu yüzden en fazla da bu yüreklendirmedeki samimiyetine kendisi de inandığı için mazlum, kendisini de inandırdığı için mücrim olan veliler. Hiç bugünkü kadar savunmasız değildirler karşınızda. Silâhlarını hiç bu kadar indirmemişlerdir. Hepsi af dilerler aslında, namına af dilenecek kim varsa. Ama kendileri de işitmezler ki seslerini siz işitesiniz. Ezberlediğiniz onca formül, onca kural arasında siz, bir bunu bilmezsiniz. Gerçekliği kaçınılmaz ölümcül bir sınava gözünün nurunu "hazırlamanın", gereğine inanılmayan bir şeyin gerekliliğine onu inandırmanın ne biçimsiz bir iç ağırlığı doğurduğunu tahmin bile edemezsiniz.

Neticede.

ÖSS sabahı kavak yapraklarının gölgesi bile teni acıtır.

Siz içeride.

Onlar dışarıda.

An gelir: "Başla!"

Başlanır.

An gelir: "Kalemleri bırakın!"

Bırakılır.

Arada, her saniyesinin ekonomiyle kullanılması, iki katına çıkarılması için yöntemler geliştirilmiş olsa da ancak kendi hacmi kadar işleyen, pür-dikkatinizle kullandığınız, ömürden törpülenmiş bir zaman. Dışarıda arabaların sesi mi azalmış, klaksonlar iptal miymiş? Şehir 3 saat 15 dakika için bir ölüm uykusuna mı yatmış? Veya sokak satıcıları, duyarlı belediye reislerinin şehri donattığı pankartlardaki incelikli uyarılara riayet etmeden satışlarını mı sürdürüyorlarmış bağıra çağıra? Ya da sıraların arasında dolaşan bir gözetmenin incecik ökçe tıkırtıları bu kıyamet sessizliğini mi bölüyormuş?

Kıyamet gürültüsü sizin içinizde koparken, siz bir başlangıç ve bir bitiş arasına hapsedilmiş, ne'niz varsa o sıkışıklıkta gösterebilmek derdine düşmüşken, artık fark bile etmez. 3 saat 15 dakika. "Nasıl geçtiği" belli değildir. Bitti, dendiğinde bitmiştir artık. Geri dönüşü yoktur. Giriş kapısından gerisin geri çıkarken yorgun yüzünüzden okunan bilgi, hayatın sizi kendi gerçekliğiyle tartmış olduğu terazideki daranızdır. Bir benzeri belki çocukluktan çıkmayı hiç arzulamadan çocukluktan çıkmış olduğunuzu fark ettiğiniz o yakın mazinin omuzları üzerinde durmaktadır. Tarihi bir yıl önce atılmış yazılara mevzu olan papatya, kökü toprakta, yüzünü güneşe dönerken, siz örselenmişsinizdir. Gözden kaçmaz. Küçük sırtınızdan yanılsamalı bir dağ kalkmış olsa da yarattığı hasarın izi kolay unutulacak gibi değildir.

Ama çok daha ötesi. Artık biliriz ki:

Kader yazılmıştır.

İyi yazılar olsun.

Gelip geçmiştir.

Geçmişler olsun.

Ve bu son olsun.

14 Haziran 2008, Cumartesi

Etiketler

hmalkan (16) yeni şafak (11) dücane cündioğlu (9) ali bulaç (5) ahmet turan alkan (4) kürt sorunu (4) okuduklarımdan (4) taraf gazetesi (4) zaman gazetesi (4) demokratik açılım (3) feridenin günlüğü (3) kürt açılımı (3) leyla ipekçi (3) nihal karaca (3) türban (3) Türkiye (2) ahmet altan (2) ahmet turan (2) başörtü sorunu (2) esra elönü (2) iskender pala (2) nazan bekiroğlu (2) nihal bengisu (2) sinan paşa (2) tesettür (2) turan alkan (2) türk kimliği (2) ulusal kimlik (2) 1 ocak duası (1) 2009 (1) 28 şubat (1) AB (1) ABD (1) Afganistan (1) Allah'a ısmarladık (1) BOP (1) Bir Model Olarak Hz. Peygamber Dönemi ve Piyasa (1) Cennet hurileriyle takas edilen hüznün hikâyesi (1) Ebuzer (1) Eğreti Gelin (1) Fuzulî (1) Gazze’de Mazlumu Savunurken Diyarbakır’da Zalim Kesilenler (1) Hakikat niçin hep ıslak (1) Japonya (1) Japonya olsun mu? (1) Kafka (1) Katip Çelebi (1) Kemal Sunal (1) Mevlânâ (1) NATO (1) Pakistan (1) Picasso (1) Samtî Dede (1) Stalker (1) Stephen Hawking (1) Sultan Veled (1) Tarkovski (1) Türk ayrılıkçıları (1) Türkçeleştirme (1) acı tenkit (1) adanalı ziya (1) adilmedya.com (1) ahmet paşa (1) ahmet taşgetiren (1) ajda pekkan (1) aksiyon dergisi (1) akıl (1) ali aslan (1) ali koca (1) ali murat güven (1) anatomik tagayyür (1) anayasa mahkemesi (1) anka (1) ankebut 5 (1) anlayış dergisi (1) antropomorfik (1) ateş olmayan yerden yazı çıkmaz (1) atilla fikri ergun (1) avrasya (1) aym (1) aziz mahmud hüdayi (1) aşk (1) aşk hutbesi (1) aşk yapmak (1) aşk üzerine (1) aşk-ı cihan (1) aşkın merhaleleri (1) aşıklık (1) aşıklık odur ki (1) barok dindarlık (1) başka gezegen yok arkadaşlar (1) bedir (1) bengisu karaca (1) beşir ayvazoğlu (1) bilimsel yazar (1) bireysel özgürlük (1) bu hutbe aşkıma gitsin (1) bülent ersoy (1) büyük selanik (1) can güngen (1) cemil meriç (1) cenneti arayan sanat (1) chp (1) cüppeli şövalye (1) darendeli (1) demir leblebidir (1) demokratik hak (1) derviş ruhu (1) dijital cami (1) dilek hanif (1) din de bizim (1) din istismarı (1) dinci (1) dinci basın (1) dindarlar (1) dindarlığın trajedisi (1) dinsiz basın (1) edebiyatta dînî terminoloji (1) elif şafak (1) empati (1) entel sinemacı (1) eril'den eril'e aşkın sırrı (1) ertelenmiş cinsellik (1) estetik (1) estetik toplum (1) evrim (1) ferisiler (1) filistin sorunu (1) formula (1) füsus (1) gazozuna yasin (1) gözlerinde görüyorsan gözlerini (1) haber7 (1) hakan albayrak (1) hakikat (1) happy birthday (1) hastalık ve yaşlılık korkusu (1) hayat (1) hayatın anlamı (1) hayrunnisa gül (1) hazreti aişe (1) hegemonya (1) hendek (1) henry david thoreau (1) her düşünceye saygı (1) hercai yazar (1) herkes kendi cennetine (1) herşey O'dur (1) herşey O'ndandır (1) hiciv (1) hilal kaplan (1) homo islamicus (1) hudeybiye (1) hurma kapsülü (1) hüseyin nasr (1) hüzün (1) hüzünlü veda (1) ihsan eliaçık (1) ihvan (1) ihvan-ı müslimin (1) inamıyorum (1) islam (1) islamcılık (1) islami entelijansiya (1) istenç (1) istihare yatalağı (1) işarat-ı evsaf-ı aşk (1) kadının erkeğe vurgunluğu (1) kahretsin (1) kalp (1) kalp zekası (1) kapitalist tüketim alışkanlıkları (1) karınca kararınca (1) kaybolan paradigmalar (1) kendine iyi bak (1) kerem dağlı (1) kesret (1) kişisel tercih (1) klasik islamcı (1) kuran kursu (1) kutlu doğum (1) kutsallık (1) küçük ölümler (1) kıbrıs (1) laiklik (1) laiklik yorumu (1) mahalle baskısı (1) mahallenin ferisileri (1) marlboro (1) mazhar bağlı (1) medeniyet (1) medeniyet ve ütopya (1) milliyetçilik (1) mizah (1) mizaha meyyalim (1) modern düşünce (1) modernizm (1) muhafazakar (1) muhafazakar kesim (1) muhafazakarlık (1) muktezayı hüsn (1) mustafa kemal (1) mustafa tekin (1) mustafa özel (1) muzip (1) müslüman gençlik (1) müslüman kardeşler (1) müslüman siyaseti (1) müslüman sol (1) müslümanca ekonomi (1) nasır (1) neden hep yaşlı? (1) neden okuyorum (1) nesir dili (1) nihal bengisu karaca (1) niyazi mısrî (1) nuh'un gemisi (1) nurettin huyut (1) obama (1) okuduklarım (1) okuma tutkusu (1) okumak (1) orhan pamuk (1) philip morris (1) putlaştırma (1) q klavye (1) risalehaber (1) romantizm (1) romantizmi kaybettik (1) sabah paşa (1) sadık yalsızuçanlar (1) said nursi (1) sara büyükduru (1) sen önce kendine bak tayfası (1) senai demirci (1) senkretizm (1) seyyid kutup (1) sivil itaatsizlik (1) stanley kubrick (1) suskun buldum (1) sözde vatandaş (1) tarzı (1) tasavvuf (1) taşgetiren (1) taşra hocaları (1) tenzih (1) terörist (1) teşbih (1) tiki (1) tiki ümmet (1) turuncu dergisi (1) türkiyelilik (1) türkçülük (1) uhud (1) utopia (1) vahdet (1) vallahi dertten (1) varoluş (1) veda ve yolcular (1) vitali hakko (1) yenilgi (1) yenilgiye ağıt (1) yeşilçam (1) yılbaşı (1) zaman (1) zorla laik (1) âşık olmak (1) çarşaf açılımı (1) çağdaş dindarlık (1) çocukluğun mahalleleri (1) ölüm korkusu (1) ölümsüzlük (1) ömer faruk darendeli (1) öss (1) öss vasıtaları (1) öteki mahalle (1) özkan erdem (1) ümmet (1) ütopya (1) Şems-i Tebrizî (1) şeriata uygun günah (1) şeyh-i ekber (1) şiir dili (1) şinasi (1) şişmanlık (1)